4 Ekim 2011 Salı

Bi zahmet arama!


Sevgili izleyici bu üni zımbırtısı kazandımla bitmiyor ha söyleyim. Hani deriz ya" kazanayım da gerisi gelir" nah gelir. Abi ortam farklı bi kere tamam kızlar erkekler hoş erkekler karizma kızlar taş v.s de ne yani ulan yarın ne harcayacağını şaşırıyorsun anandan babandan para isteyemiyorsunuz param cebimde kalsın diye makarnaya talim ediyorsun ( geldiğimden beri adam gibi makarna yemedim o ayrı) aç geziyorsun lan. Mağaza sahibine öğrenciyim diye yakarıyorsun adam için kaçıncı öğrenci mağdurusun oysa. Hayat öğrenciysen zor. Belki ilk günlerimi yaşadığım içindir, kestiremiyorum.

Kadere gelecek olusam o ayrı bi mevzu. Kaç senedir aynı sıraları kokladığım kişiyle aynı okulu kazandık hatta aynı bölümü :) gelde kopma arkadaş.. Aynı sınıfta olmadığımıza şükrediyorum. Çünkü o sadece platonik bi aptalca bi duygunun malıydı. hep kulladığım bi tabir var benim aşk smokinim. İşte o smokinin içine koydum onu aklımca. Sanırım görüntü hoşuma gitmişti her ne kadar gerçekçi olmasa da.. Zaten o da bu durumdan pek haz duymuyordu hatta bu konuya tepkiliydi. Kaç senedir birbirimizi bilmemize rağmen karşılıklı diyalog kurmadık. Dersiniz ki çok lazım mıydı diye, değildi. Ama ne zaman yanımdan süzülüp geçse aklıma; çık karşına bi ağzına et sanki sevmek suç ne bu götünün kalkık hali. ne vardı tutup kenara çekip konuşsaydın olacak iş değil saçma duygularını sil at de salak saçma hareketlerden kaçsan iyiydi ama ne oldu bi gram laf etmedik. Aydilge'nin dediği gibi takıntı olmuşsundur. bak kader bile bizi aynı yere savurdu. bunu bi anlama yüklemiyorum. gereksiz neticede. Ama içimden biri dışıma fısıldıyor yakında buraya bu konuda birşeyler karalayacağım konusunda. Bakalım zaman gösterecek bunu.

Tanrım'a Not: Sana söylediklerimi unutma. Parıltı.


3 Ekim 2011 Pazartesi

nefes


Artık bazı şeyler komik gelmeye basladı. Davranıslardır hareketlerdir düşünme tarzım ön yargılarım herşeyim. Farklı ortamlara girdikçe insanın kimyası bundan nasibini alıyor gibi görünüyor. Ha bu iyi yönde bi değişim mi bilemiyorum ama bildiğiniz gibi değişmeyen tek şey deişimin ta kendisidir. Ama bunu iyiliğe yorabilirim gibi duruyor.

Evet okuyucu o lanet sınavdan gçtim yada hep geçtim ama sonunda kazandım. Muğlaya gelmeden önce nasıl yasarım hayatım nasıl olur özler myim tarzında bilimum soru yatıyordu aklımda şimdi ise o düşünceler boşa olduğunu farkettim hayat öyle yada böyle yolunu bulup akıyor ve sen sorgulama imkanı bulamıyorsun bu akan zaman içinde. Küçük bi şehirde olsa bu kent sevmek olmasa da yasamaya çalşmak zorundayım. küçük ama sevimli bi şehir. 4 senelik muğla hayatımın 10. günündeyim.Bu düşünceler değişecek mi acaba? göreceğiz!

Özlemek mi demiştim? kazanmamın en büyük faktörü olan babamı özledim. ondan kaçtım ben birazda. davranışları konuşmaları kazanamamanın verdiği ondaki kızgınlığın bana doğrudan yansıması gözlerindeki alev.. 3 senedir o kadar koymuştu ki artık kurtulayım havasına bölündüm. ama ben göbüşlü alaturka babamı özledim 10 günde, annemden çok..

Hayat devam ediyor, reklamlardan sonra;)

1 Temmuz 2011 Cuma

Aslında buraya çok fazla sey yazmak isterdim. Mesela yazıp yazıp sildiklerimi içimdeki duygu selini fırtınaları taşı toprağı sabah uyandığımda gözüme parıldayıp "hey günaydın sabah oldu" diyen güneşi.. Bir çok şeyi.. Ama nedense o kelimeleri toplayıp bi cümle cümleden paragraf paragraftan bi yazı oluşturamıyorum. Bende o cevher var eminim ama yazıya dökemiyorum nedense.. Bir kaç sene evvel bunlar daha bi coşkulu olurdu. Ergenlik işte. Derdimi yazıya dökmek başkalarına anlatmaktan kolay gelirdi belki de. Buraya dediysem yazıya yani.
Uzunca yazılarım olurdu. Küfürler yağdırdığım, lanetler ettiğim, sevindim ve üzerinde minik göz damlacıkları olan yazılarım.. Belki küfür, lanetten çok bu damlalar yeterdi insanın içinin acımasına. İtiraf etmeliyim ki o yazıları saklıyorum ve her okuduğumda gözlerim doluyor. 'Ben neymişim be'

26 Haziran 2011 Pazar

Kahkehkıh..


Abi survivor bitti şu kamera arkası çıktı ortaya asıl olanlar orta da yalnızız diye ağlaşıyorlar oysa büssürü çekim ekibi var. Ayıp be, ayıp!

Derya aldı ama iyi oldu yılan Nihat'a -.- Ayrıca kral sen değil Taner! Pis perif.

22 Haziran 2011 Çarşamba

unutmak ve unutulmak adına,

Unutmak ve unutulmak hayatın vazgeçilmez tavır, düşünce ve kanunlarından biri. Doğduğumuzdan beridir neyi unutmadık ki bizler? Merak ediyorum soruyorum etrafımdaki insanlara " kendinize ait en eski ne hatırlıyorsunuz ve kaç yaşındasınız?" tarzında. Cevap mı? pek bi'şey söylemiyorlar.. Niye hatırlamıyoruz ki? Mesela ilk doğduğumuzda gözümüze parıldayan ilk ışın demetini, ilk acımız?  acaba ilk ciğerimize dolan oksijen mi acıttı yoksa gözümüzü alan ilk ışık mı? Bilemiyoruz..belki biliyorsunuzdur da ben bilmiyorum.

Bana soracak olursanız ben 5 yaşındaki halimi hatırlıyorum. Babamın memurluğu nedeniyle 20 öğretmen değiştirdim. 7 kere taşındık. Bir sürü arkadaşım oldu. beni unutan biri sürü adamım oldu şehirlerde bıraktığım ve her şehre ait bi ayakkabı kutusuna sığacak anılar.. Ne demiştim 5 yaşındaydım. 2. taşındığımız yer idi. Kardeşim doğuyordu. Evdeydik ebe falan gelmiş hatırlıyorum. Doğduktan sonra bi küçük battaniye ile ayak ucuma yatırılmıştı :) Bunu hatırlamak bile güzel.

Başka neyi unuttuk? İlk aşk unutulmaz mesela ama ilk aşk nasıl olduğu hatırlanır mı? Ya da ne giyiyorduk o gün? Hava ilkbahar mıydı? Tabii ki hayır. Sıradan bi gündü, olan oldu zaten.

Okula ilk başladığım günü hatırlamıyorum mesela. Annemde pek hatırlamıyor sorsam " Ne bileyim kızım" der . Ana okuluna gittim -ama ne gitmek-  beyaz üzerine kırmızı kareli önlüğümüz vardı. okul başladıktan çok sonra alınmıştı. Okul başladıktan bi süre sonra foto çekimi vardı başkasının önlüğünü giydirip çekmişler. Kısacık saçlar, pıtırcık bi burun, çiçekli beyaz bi toka, poz vereceğini bilmeyen masum gözler. Hani hep şiirler yazarlar küçüklük adına gerçekten de öyle ne kadar da safmışım ben öyle. Bak aklıma ne geldi evimizin karşında tren yolu vardı raylar üstüne gazoz kapakları koyardık. Dümdüz olurdu böyle şahane birşey. o eski heyecan kalmadı ama ne severdik onu yapmayı..

Tarih.. Eskiyi özledim.. Küçük olmayı sorumluluklarımın olmadığı zamanı..

-DEVAM EDECEK-

25 Nisan 2011 Pazartesi

Dünden bügüne kalanlar çöpe.


Köklüce sevgiler düşünün böyle çınar ağaçları gibi. Gövdesi olabildiğine kalın, dalları alabildiğine uzun ve gölgesinde dinlenebilecek ziyaretçileri.. Yok yaşamadım böyle şaşalı sevgiler ya da buna benzer bir şey sahi hepsi gerçek miydi? Bilemiyorum. Doğruluğu tartışılır bunların. Kim ne kadar sevgi gerçekten sevdi m yada aşkı yaşadık mı? Bunlar hep muallakta kalacak eminim. Hiç kimse karşındaki kişinin gerçekten sevdiğini anlayamaz bilemez emin olamaz. Bu yüzden zaten buradan kıskançlık doğuyor. Neyse bu konuları ben artık şutluyorum tabir-i caiz ise.


23 Nisan 2011 Cumartesi