22 Haziran 2011 Çarşamba

unutmak ve unutulmak adına,

Unutmak ve unutulmak hayatın vazgeçilmez tavır, düşünce ve kanunlarından biri. Doğduğumuzdan beridir neyi unutmadık ki bizler? Merak ediyorum soruyorum etrafımdaki insanlara " kendinize ait en eski ne hatırlıyorsunuz ve kaç yaşındasınız?" tarzında. Cevap mı? pek bi'şey söylemiyorlar.. Niye hatırlamıyoruz ki? Mesela ilk doğduğumuzda gözümüze parıldayan ilk ışın demetini, ilk acımız?  acaba ilk ciğerimize dolan oksijen mi acıttı yoksa gözümüzü alan ilk ışık mı? Bilemiyoruz..belki biliyorsunuzdur da ben bilmiyorum.

Bana soracak olursanız ben 5 yaşındaki halimi hatırlıyorum. Babamın memurluğu nedeniyle 20 öğretmen değiştirdim. 7 kere taşındık. Bir sürü arkadaşım oldu. beni unutan biri sürü adamım oldu şehirlerde bıraktığım ve her şehre ait bi ayakkabı kutusuna sığacak anılar.. Ne demiştim 5 yaşındaydım. 2. taşındığımız yer idi. Kardeşim doğuyordu. Evdeydik ebe falan gelmiş hatırlıyorum. Doğduktan sonra bi küçük battaniye ile ayak ucuma yatırılmıştı :) Bunu hatırlamak bile güzel.

Başka neyi unuttuk? İlk aşk unutulmaz mesela ama ilk aşk nasıl olduğu hatırlanır mı? Ya da ne giyiyorduk o gün? Hava ilkbahar mıydı? Tabii ki hayır. Sıradan bi gündü, olan oldu zaten.

Okula ilk başladığım günü hatırlamıyorum mesela. Annemde pek hatırlamıyor sorsam " Ne bileyim kızım" der . Ana okuluna gittim -ama ne gitmek-  beyaz üzerine kırmızı kareli önlüğümüz vardı. okul başladıktan çok sonra alınmıştı. Okul başladıktan bi süre sonra foto çekimi vardı başkasının önlüğünü giydirip çekmişler. Kısacık saçlar, pıtırcık bi burun, çiçekli beyaz bi toka, poz vereceğini bilmeyen masum gözler. Hani hep şiirler yazarlar küçüklük adına gerçekten de öyle ne kadar da safmışım ben öyle. Bak aklıma ne geldi evimizin karşında tren yolu vardı raylar üstüne gazoz kapakları koyardık. Dümdüz olurdu böyle şahane birşey. o eski heyecan kalmadı ama ne severdik onu yapmayı..

Tarih.. Eskiyi özledim.. Küçük olmayı sorumluluklarımın olmadığı zamanı..

-DEVAM EDECEK-

25 Nisan 2011 Pazartesi

Dünden bügüne kalanlar çöpe.


Köklüce sevgiler düşünün böyle çınar ağaçları gibi. Gövdesi olabildiğine kalın, dalları alabildiğine uzun ve gölgesinde dinlenebilecek ziyaretçileri.. Yok yaşamadım böyle şaşalı sevgiler ya da buna benzer bir şey sahi hepsi gerçek miydi? Bilemiyorum. Doğruluğu tartışılır bunların. Kim ne kadar sevgi gerçekten sevdi m yada aşkı yaşadık mı? Bunlar hep muallakta kalacak eminim. Hiç kimse karşındaki kişinin gerçekten sevdiğini anlayamaz bilemez emin olamaz. Bu yüzden zaten buradan kıskançlık doğuyor. Neyse bu konuları ben artık şutluyorum tabir-i caiz ise.


23 Nisan 2011 Cumartesi

14 Ocak 2011 Cuma

Uzun, çok uzun zaman.

Zamanı sündürdüm ben
daha ileri akıyor zaman
Benim hayallerim ileriye akıyor
Koylarım limanlarım herşey ileride
Bozuk gördüğüm gözlerimle ileriyi olduruyorum
Diğerinden uzun olan bacağımla iileriye koşuyorum
Geçmişin ağırlığını sırtımda götürüyorum
Benim kafam ileride birde
İlk kafam ileride bedenim hep geride
Ben var ya ben
Ben sanki koşu bandında ilerliyorum
Yerimde sayıyorum ve zaman
Zaman beni aldatıyor hayallerimle
Onlar birlikte akıyorlar ve ben
Ve ben zamanı sündürüyorum.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Ooo papatya :)

Gülü sevmeyen ben, bugunlerde papatyalara merak saldım. Diğerlerinden (diğerlerinden neyi kastettim bilmiyorum) daha bi güzel. Daha bi iç çekici. Bir çok renk seçeneği var tabii ama klasik hali "Sarı-Beyaz" daha bi hoş.
Burdan papatya canilerine sesleniyorum, koparmayın onları. Sevginizi onlar ölçmez. Ney istersiniz çiçeklerimden! Seviyo mu sevmiyo mu diye yolluncağınıza çıkın karşısına adam gibi sorun. Çiçeklerden mi sorulur bunlar! Aldınız siz mesajı bence..

Ayy.. Herkesin bi hayali vardır gelecek ile ilgili. Evlenicem çocuğum olucak kocamı kapılarda karşılıcam v.s ne saçma şeyler değil mi? Ben sadece papatyalar olan kısmını seviyorum. Bi evim olucak bahçeli. Papatyalar olucak kocaman kocaman.. Ya da balkonum olucak kocaman saksılarım olucak papatyalarla dolu. Ya da kapımda biri bitecek ellerinde papatyalarla.. Ne güzel Di mi *.*

21 Ağustos 2010 Cumartesi



Bazı blokları özeniyorum. "Ne parmaklar var.."diyorum kendi kendime. İzlediğim çok blok var. Bir çok düşünür, bir çok acı, bir çok nefret, bir çok saçmalık.. Bende yazabilecek şeyler düşünürken yaşadığım çevre aklıma geldi. Okunabilir.

Büyük şehirler büyük hayaller apartman aralarına sıkışmış hayatlar..
Karşı apartmanın en üst katında kendi hallerinde yaşıyan bir çift var. 5 senedir yaşadığım bu cadde de herşey göründüğü gibi pembe olmadığını anladım. Zelhe teyze. Kısacık saçlarıyla feminen bi görüntü gösteriyor. Kim derdi ki kemoterapi yüzünden saçları döküldüğü için kestirdiğini? Geçen sene göğüsün de ur rasladılar. Üstelik çapı gerçekten büyük olan. İlaç tedavisine başladı. Ağrılar, ilaçlar.. Çocuklarına davranışları birden değişti. Bağrışmaları bizim eve kadar duyuluyordu. Bi gün bize bakan yatak odasının penceresini ördürdü neden olduğunu bilmiyorum. O günden sonra ne balkona çıktı, ne de sokağa. Kocası varlıklıydı iyi ki.. Bir gün yine amelliyat olacağını duydum İçinde ki kötü huy çıkacaktı. Amelliyat iyi geçmiş, ur alınmıştı. Yalnız kadınlık duygusu da alınmış gibi hissetti. Sağ göğsü tamamen yoktu.. Almak zorunda kalmışlar. Ne acı.. Bilinmesi gereken birşey ki urlar vücuttan alındıktan sonra tamamen yok olmaz. Gene kemoterapi, tetkikler bir sürü ıvır zıvır.. Eve döndüğünde süslü şapkaları vardı. İyiydi çocuklarına bağırmıyordu ve gamzesi beliriyordu uzun zamandır görmediğim.. Olmayan saçını saklamaya çalışmıyordu bence güneşten korunuyordu.. Geçen aylar da Kahve içmeye çağırdım balkondan balkona. ( Balkon sohbetleri paha biçilemez :) ) Ağlamaklı bi hali vardı. Bizim ur afacan sırtına da bulaşmış. Tekrar aynı şeyler başlcakmış. Kemoterapi, ilaçlar, hastaneye tasınmalar.. Gidecekleri hastane 2 saatlik mesafe de. kocası arabasını satmış, kredi çekmiş. Kadın kendinden bıkmış. O günden sonra yine uzun bi süre göremedim onu. Tatil falan derken üst komsudan duydum. Vücut artık cevap vermiyormuş. İlaçlara bağışıklık kazanmış sanırım. Kemoterapiye bi süre ara vermişler tabi şlaçlara da bi süre nasıl ilerlediğini izleyeceklermiş..

Tanrıya şükretmeliyiz. Ayrıca sonuna kadar okuyorsan dualarını esirgeme :)

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Özdemir ASAF

"Aşka gönül ile düşersen yanarsın.
Zeka ile düşersen kavrulursun.
Akıl ile düşersen çıldırırsın.
Duygu ile düşersen gülünç olursun.
Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.
Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç. "



Bayılıyorum bu adama. Ne akıllı kelimeler kullıp onlardan bir hayat çıkarıyor. Pek şiirle aram olduğu söylenemez. Doğru ya ben sayısalcıyım sözelle işim olmaz. Ama nedense bu adama karşı içimde bi sevgi var. Nehirleri o kadar çoşkulu ki kalemi hele..
Buraları uzun zamandır boş bıraktım. Bi ara tasarım yapmak için girmiştim sanırım. Renklerle oynayıp cılkını çıkarmıştım .p çıkamadım işin içinden kaydedip çıkmışım sayfamdan. Lanet olası. Adam akıllı birşeyler yapmak gerkte üşeniyorum şuan. Bi süre idare ederuk ne yapalım :)

Şu okul işi de olsaydı de huzura kavuşsaydım.. Ah kafam..

:(:(